Akademik Girişimcilik, Teknokentler ve Üniversite-Sanayi İşbirliği Hukuku 

Sercan Koç

Kurucu

April 24, 2026

24 min read

Giriş ve Çerçeve: Bilgi Ekonomisinde Üniversitelerin Dönüşen Rolü ve Hukuki Paradigma Değişimi

Üçüncü nesil üniversite, spin-off ve normatif altyapı

Küresel bilgi ekonomisinin ivme kazanmasıyla birlikte üniversitelerin klasik varoluş amaçları olan eğitim-öğretim faaliyetleri ve temel bilimsel araştırma yapma işlevleri köklü bir yapısal dönüşüme uğramıştır. Günümüzde "Üçüncü Nesil Üniversite" (Girişimci Üniversite) olarak adlandırılan bu yeni akademik model; laboratuvarlarda üretilen somut, ölçülebilir ve yenilikçi bilimsel bilginin toplumun ve sanayinin istifadesine sunulmak üzere ticari bir değere dönüştürülmesini kurumsal hedef olarak benimsemektedir. Bu dönüşüm salt bir vizyon değişikliği olmanın çok ötesinde; idare hukuku, ticaret hukuku, ceza hukuku, fikri mülkiyet hukuku ve vergi hukuku gibi birbirinden oldukça farklı disiplinlerin aynı ekosistem içerisinde uyumlaştırılmasını zorunlu kılan devasa bir normatif altyapı inşasını gerektirmiştir. Bu bağlamda akademik girişimcilik (spin-off) kavramı, üniversite çatısı altında doğan ileri teknoloji tabanlı projelerin doğrudan o teknolojiyi geliştiren akademisyenlerin kurucu veya ortak sıfatıyla yer aldığı ticari şirketler vasıtasıyla pazarla buluşturulması sürecini ifade etmektedir.

Türkiye'de dört temel kanun: 2547, 4691, 5746 ve 6769

Türkiye Cumhuriyeti mevzuat sistemi; bu yenilikçi ekosistemin sağlıklı işleyebilmesi, fikri mülkiyet haklarının güvence altına alınması ve üniversite-sanayi işbirliklerinin hukuki bir standarda kavuşturulması amacıyla birbirini tamamlayan ancak zaman zaman çatışma potansiyeli de taşıyan dört temel kanun üzerinden yapılandırılmıştır. Bu hukuki mimarinin temel direklerini; yükseköğretim sisteminin anayasası niteliğindeki 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, teknoloji geliştirme bölgelerinin fiziki ve mali sınırlarını çizen 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik genel çerçeveyi belirleyen 5746 sayılı Kanun ve fikri hakların mülkiyet ile ticarileşme kurallarını modern standartlara taşıyan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu oluşturmaktadır.

Bu raporun odaklandığı hukuki meseleler

Bu raporun temel inceleme nesnesi; söz konusu dört kanunun kesişim kümesinde yer alan akademisyenlerin hukuki statüsü, Teknoloji Transfer Ofislerinin (TTO) kurumsal yapılarının sözleşme ehliyetlerine etkileri, üniversitede ortaya çıkan buluşların aidiyeti, spin-off şirketlerin karşı karşıya kaldığı vergi avantajları ve çıkar çatışması riskleridir. Akademik personelin memuriyet güvenceleri ile serbest piyasanın acımasız rekabet koşulları arasında kurulan bu hassas denge; Sayıştay denetim raporları ve Danıştay iptal kararları gibi yargısal ve idari pratiklerle sürekli test edilmekte ve yeniden şekillenmektedir. Aşağıdaki bölümlerde bu çok katmanlı yapının her bir unsuru, emsal içtihatlar, idari yönergeler ve doktriner tartışmalar ışığında en ince ayrıntısına kadar analiz edilmektedir.

Türkiye'nin Bilişim Hukuku Çerçevesinde Yolculuk

Akademik girişimciliği yönlendiren yüksek teknoloji ekosistemini anlamak için Türkiye'nin Bilişim Hukuku'nu, ana düzenleyici kurumları ve hukuki yükümlülükleri keşfedin.

Temel Mevzuat Çerçevesi: Akademik Girişimciliğin Yasal Zemini ve Memuriyet Yasağının İstisnaları

657 sayılı DMK ve öğretim elemanlarına ticaret yasağı

Geleneksel kamu personel rejiminin temel felsefesi kamu hizmetinin sürekliliği, tarafsızlığı ve bağımsızlığı ilkelerine dayanır. Bu bağlamda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28. maddesi; devlet memurlarının Türk Ticaret Kanunu'na göre "tacir" veya "esnaf" sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunmalarını, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almalarını, ticari mümessil veya ticari vekil olmalarını kesin bir dille yasaklamıştır. Bu katı yasak uzun yıllar boyunca üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarının (profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, araştırma görevlisi) laboratuvar ortamında geliştirdikleri yüksek teknolojili prototipleri ticarileştirememelerine ve bu fikirlerin "ölüm vadisi" olarak bilinen prototip ile seri üretim arasındaki finansmansızlık aşamasında kaybolmasına yol açmıştır.

2547 sayılı Kanun Ek 38 ve teknokent istisnası

Devletin yüksek teknoloji üretimini stratejik bir öncelik olarak benimsemesiyle birlikte bu katı bürokratik engelin aşılması zorunluluğu doğmuştur. Bu paradigma değişiminin en somut hukuki tezahürü 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na eklenen Ek 38. maddedir. Kanun koyucu bu madde ile genel nitelikli ticaret yasağına çok spesifik, teknoloji odaklı ve şarta bağlı bir istisna getirmiştir. Bu istisna uyarınca akademisyenler üniversiteleriyle ilişiklerini kesmeden; yani asli memuriyet kadrolarını, maaşlarını ve unvanlarını koruyarak yalnızca Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (Teknokentler) bünyesinde şirket kurabilme, kurulu bir şirkete ortak olabilme ve bu şirketlerin yönetim kurullarında fiilen görev alabilme hakkına kavuşmuşlardır. (Vakıf ve özel üniversitelerdeki akademisyenler 657 sayılı Kanun kapsamında "devlet memuru" sayılmadığından ticaret yasağı onlar için aynı şekilde geçerli değildir; ancak 2547 ve 4691 sayılı kanunlar çerçevesinde teknokentte şirket kurma ve çalışma izinleri yine ilgili üniversite ve YÖK süreçleriyle düzenlenir.)

ÜYK onayı, etik kurul ve iş planı: idari izin süreci

Bu hakkın kullanımı otomatik bir süreç olmayıp üniversite tüzel kişiliğinin idari iznine tabidir. Bir akademisyenin şirket kurabilmesi için öncelikle görev yaptığı üniversitenin Üniversite Yönetim Kurulu'ndan (ÜYK) resmi onay alması gerekmektedir. Uygulamada yönetim kurulu onayına ek olarak etik kurul görüşü de sıklıkla ön koşul olarak talep edilmektedir. İzin sürecinde idareye sunulan iş planı kurulacak şirketin faaliyet konusunun sıradan bir ticari alım-satım olmadığını; aksine Ar-Ge, yazılım veya yenilik (inovasyon) odaklı bir proje ihtiva ettiğini ispatlamak zorundadır. Örneğin Anadolu Üniversitesi akademisyenleri için hazırlanan Şirket Kurma Rehberi'nde açıkça belirtildiği üzere akademisyenin şirketleşme sürecinde ARİNKOM Teknoloji Transfer Ofisi ile koordineli çalışması ve fikri hak ilişkilerini şeffaf bir biçimde belgelendirmesi şart koşulmaktadır.

KKTC ve teknopark düzenlemeleri: bölgesel örnek

Bu mevzuat esnekliğinin coğrafi sınırları yalnızca Türkiye Cumhuriyeti ile sınırlı kalmamış; akademik entegrasyon bağlamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) üniversiteler için de benzer normatif düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Doğu Akdeniz Üniversitesi bünyesinde çıkarılan Teknopark Şirketleri Kurma Yönetmeliği akademik personelin ekonomik değeri olan teknoloji tabanlı ticari ürünler geliştirebilmesi için Gazi Mağusa Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde (GMTGB) şirket kurabilmesini veya mevcut şirketlere ortak olabilmesini hüküm altına almıştır. Ancak yönetmelik bu şirketlerin yalnızca ticari amaçlı olamayacağını; muhakkak araştırma, geliştirme ve uygulama amacı taşıması gerektiğini vurgulayarak sistemin temel Ar-Ge felsefesini koruma altına almıştır. Söz konusu şirketlerin tescilinin KKTC yasaları uyarınca yapılması ve teknopark binası içerisinde fiilen faaliyet göstermesi istisnanın denetlenebilirliği açısından zorunlu tutulmuştur.

Tacir sıfatı, vergi yükümlülükleri ve SMMM desteği

Bu hukuki zemin akademisyenlere büyük bir serbesti sağlarken aynı zamanda ağır idari ve mali yükümlülükler de getirmektedir. Şirketleşme süreci tamamlanıp iş yeri açılışı yapıldıktan sonra akademisyenin artık bir "tacir" sıfatıyla vergi hukukunun katı kurallarına tabi olması kaçınılmazdır. Şirketin fiilen faaliyette olup olmadığı maliye yoklama memurları tarafından yerinde tespit edilmektedir. Bu nedenle akademisyenlerin e-fatura ve e-defter sistemi gibi spesifik vergisel yükümlülükleri eksiksiz yerine getirebilmeleri ve zamanında beyanname verebilmeleri adına mutlaka bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM) ile sözleşme imzalayarak profesyonel destek almaları idare tarafından kuvvetle tavsiye (ve pratikte mecbur) edilmektedir. Zira akademik başarının ticari alana taşınması mali mevzuatın gerektirdiği defter tutma ve vergi beyan etme disiplini olmaksızın sürdürülebilir bir model yaratamamaktadır.

Teknoloji Transfer Ofislerinin (TTO) Hukuki Statüsü: Kurumsal Yapılanmanın Sözleşme Ehliyetine ve Ticarileşmeye Etkileri

TTO'nun rolü: patent, lisans ve sanayi işbirliği

Üniversitelerde üretilen bilginin sanayinin kullanımına sunulması ve ticarileştirilmesi süreci son derece kompleks, çok aktörlü ve hukuki risklerle dolu bir yoldur. Akademisyenin bir buluş yapması ile bu buluşun sanayide seri üretime geçmesi arasındaki köprüyü inşa eden temel aktörler Teknoloji Transfer Ofisleridir (TTO). TTO'lar fikri mülkiyet haklarının korunması, patent başvurularının yapılması, buluşların lisanslanması, sanayi işbirliklerinin (kontratlı Ar-Ge) kurgulanması ve akademisyenlere girişimcilik mentörlüğü verilmesi gibi kritik görevleri ifa ederler.

2017 YÖK TTO Yönetmeliği, TTK ve A.Ş. kuruluşu

TTO'ların kurumsal çerçevesi YÖK tarafından 2017'de yayımlanan Teknoloji Transfer Ofisi Yönetmeliği ile netleştirilmiştir. Bu yönetmeliğe göre TTO'ların 6102 sayılı TTK uyarınca sermaye şirketi biçiminde kurulması ve kurulum öncesi YÖK'ten izin alınması şart koşulmuştur. Kuruluş süreci; üniversite senatosunun kararının YÖK'e sunulması, YÖK Yürütme Kurulu'ndan faaliyet izni alınması ve nihayetinde yönetim kurulunca şirketin tesis edilmesi şeklinde işlemektedir. Bu nedenle TTO'lar uygulamada çoğunlukla Anonim Şirket (A.Ş.) olarak teşkilatlanır. Nitekim Sayıştay denetimlerinde, İstanbul Üniversitesi bünyesinde TTO'nun Anonim Şirket olarak kurulmayıp işlerin "Teknokent Şirketi" üzerinden yürütülmesinin mevzuata aykırı bulunduğu somut bir denetim bulgusu olarak raporlanmıştır. Ancak Türkiye'deki üniversite ekosisteminde TTO'ların tek tip bir hukuki statüye sahip olmaması (bazı kurumlarda idari birim veya döner sermaye altında faaliyet gösteren yapılar da mevcut olduğundan) idari bürokrasi, sözleşme hukuku ve mali denetim alanlarında köklü farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İki model: idari birim / DÖSİM altı yapı ile A.Ş. TTO

Uygulamada TTO'lar temelde iki farklı kurumsal yapıda vücut bulmaktadır: Birinci modelde TTO üniversitenin doğrudan rektörlüğe bağlı bir idari birimi (uygulama ve araştırma merkezi) veya Döner Sermaye İşletmesinin (DÖSİM) bir alt departmanı olarak faaliyet gösterir. İkinci modelde ise TTO Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine göre kurulmuş; sermayesinin tamamı veya bir kısmı üniversiteye (veya üniversiteyi destekleme vakfına) ait olan bir Anonim Şirket (A.Ş.) olarak yapılanır.

İdari TTO'da sözleşme tarafı: üniversite, KİK ve süreç yavaşlığı

Bu kurumsal farklılığın en hayati sonucu tüzel kişilik ve dolayısıyla "sözleşme ehliyeti" üzerinde görülmektedir. Üniversitenin iç idari birimi olarak faaliyet gösteren bir TTO'nun kendi başına müstakil bir tüzel kişiliği yoktur. Dolayısıyla sanayiden gelen bir Ar-Ge talebi için imzalanacak hizmet sözleşmelerinde, gizlilik anlaşmalarında (NDA) veya bir buluşun lisanslanması süreçlerinde sözleşmenin hukuki tarafı TTO değil; bizzat üniversite tüzel kişiliği veya üniversitenin Döner Sermaye İşletmesi olmak zorundadır. Bu durum idari kamu hukukunun katı şekil şartlarını, uzayan imza silsilelerini (yetki devri problemleri) ve ihale mevzuatının (4734 sayılı Kamu İhale Kanunu) kısıtlayıcı hükümlerini beraberinde getirir. Sanayi sektörü doğası gereği hızlı karar alabilen, risk üstlenebilen ve esnek sözleşme şartları sunabilen partnerler arar. İdari birim statüsündeki TTO'lar kamu otoritesinin hantallığı nedeniyle bu hıza ayak uydurmakta genellikle zorlanırlar.

A.Ş. TTO'da sözleşme esnekliği ve uygulama örnekleri

Buna karşın Anonim Şirket statüsünde kurulan TTO'lar (örneğin İTÜ 1773 TTO veya Akdeniz Üniversitesi bağlamında Antalya Teknokent A.Ş.) özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olmanın verdiği muazzam esnekliğe sahiptir. Bu yapılar doğrudan kendi adlarına sözleşme imzalayabilme, akademisyen şirketlerine iştirak edebilme (hisse senedi karşılığı hizmet verme), bankalardan kredi kullanabilme ve sanayici ile çok daha dinamik ticari pazarlıklar yürütebilme ehliyetini haizdirler. Akdeniz Üniversitesi Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Uygulama Yönergesi incelendiğinde üniversitenin fikri mülkiyet haklarının korunması ve ticarileştirilmesinden doğrudan Antalya Teknokent'in sorumlu tutulduğu görülmektedir. Buluş başvurularının doğrudan bu kuruma yapılması, kurumun buluşun gizliliğine ilişkin gerekli tüm önlemleri alması ve bildirimin ulaştığını 1 ay içerisinde araştırmacıya yazılı olarak bildirmesi şeklindeki kurgu; A.Ş. formatındaki aracı kurumların süreci ne denli profesyonel ve süreye bağlı yönettiklerinin kanıtıdır.

5018, kamu zararı denetimi ve A.Ş. TTO'da performans mantığı

TTO'ların statü farklılıkları mali denetim ve Sayıştay boyutuyla da derin kırılmalar yaratır. İdari birim veya DÖSİM altındaki TTO'ların tüm bütçesi 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yönetilir. Bu sistemde alınan her bir karar ve harcanan her bir kuruş doğrudan Sayıştay'ın "kamu zararı" denetimine tabidir. Döner sermayeye giren gelirlerin akademisyene dağıtılacak payları, kurum kesintileri, vergi stopajları ve yasal fon kesintileri son derece katı bir matematiksel formüle bağlanmıştır. Sayıştay denetçileri mevzuata en ufak bir aykırılığı dahi kamu zararı olarak raporlayarak TTO yöneticilerine rücu edebilir.

Ancak A.Ş. statüsündeki TTO'lar harcamalarını TTK'nın "basiretli tacir" ilkeleri doğrultusunda kendi yönetim kurulu kararlarıyla belirleyebilirler. Personel istihdamında devlet memurları kanununa tabi olmadıkları için esnek maaş skalaları uygulayarak piyasadaki en yetkin patent vekillerini veya iş geliştirme uzmanlarını istihdam edebilirler. Bu şirketler de şüphesiz bağımsız denetime ve dolaylı olarak kamu sermayesi taşıdıkları için Sayıştay denetimine (Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve İştirakleri mevzuatı kapsamında) tabidirler. Fakat buradaki Sayıştay denetimi 5018 sayılı Kanun'un katı prosedürel uygunluk denetiminden ziyade; şirketin faaliyetlerinin ana sözleşmesinde yer alan amaçlara (üniversite teknolojilerinin ticarileşmesine) uygun olup olmadığı ve kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığı yönünde daha vizyoner bir performans denetimi karakteri taşımaktadır.

Haber Bültenine Kaydolun

Sektördeki gelişmeleri Genesis Hukuk'tan takip etmek ve uzman blockchain avukatlarının sektör analizlerinden öncelikli haberdar olun.

Fikri ve Sınai Mülkiyet (IP) Hakları Yönetimi: Aidiyet Tartışmaları, Bildirim Süreçleri ve Asgari Gelir Paylaşımı

6769 sayılı SMK ve kurumsal hak sahipliği dönüşümü

Akademik girişimciliğin kalbinde fikrin mülkiyetinin kime ait olacağı tartışması yatar. Zira mülkiyetin tespiti o fikirden doğacak milyarlarca liralık ekonomik değerin, lisans gelirinin veya şirket değerlemesinin (valuation) kimin kontrolünde olacağını belirler. Türkiye'de üniversitelerde yapılan buluşların mülkiyet rejimi 10/01/2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile köklü bir biçimde değişmiştir. Eski mevzuat döneminde "serbest buluş" karinesi hâkimken ve akademisyen kendi buluşu üzerinde neredeyse mutlak bir inisiyatife sahipken; 6769 sayılı Kanun "Kurumsal Hak Sahipliği" ilkesini merkeze almış ve üniversitelerin patent portföylerini güçlendirmeyi hedefleyen bir yasal zemin oluşturmuştur.

121. madde: bildirim yükümlülüğü ve süreler (4, 2 ve 6 ay)

Kanunun 121. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yükseköğretim kurumlarında bilimsel çalışma veya araştırma yapan akademisyenler, öğrenciler ve stajyerler geliştirdikleri her türlü buluşu gecikmeksizin ve yazılı olarak üniversiteye (ilgili TTO'ya) bildirmekle yükümlü kılınmışlardır. Bildirim yükümlülüğü katı bir kuraldır ve akademisyenin inisiyatifine bırakılmamıştır. Buluşçu "Buluş Bildirim Formu"nu doldurarak buluşun konusunu, çözdüğü teknik problemi, teknik arka planı ve buluşun laboratuvar ortamında nasıl gerçekleştirildiğini tüm şeffaflığıyla idareye sunmak mecburiyetindedir. Kanun ve ilgili kılavuzlar uyarınca süreç somut zaman sınırlarına tabidir: Bildirim alındıktan sonra üniversite 4 ay içinde hak sahipliği talebinde bulunup bulunmayacağını karara bağlamalıdır; buluşçu bu karara 2 ay içinde itiraz edebilir. Üniversite hak sahipliğini talep ettiği takdirde en geç 6 ay içinde patent başvurusunu yapmak zorundadır; aksi halde buluş serbest buluş sayılır ve haklar buluşçuya geçer.

Kanunun buluş ayrımı: hizmet buluşunda üniversite talebi ve patent yükümlülüğü

Bu noktada Kanun buluşları "Hizmet Buluşu" (Service Invention) ve "Serbest Buluş" (Free Invention) olmak üzere kesin çizgilerle ikiye ayırmaktadır. Eğer bir buluş akademisyenin üniversitede edindiği bilgi ve tecrübenin bir ürünü ise veya geliştirilme aşamasında üniversitenin sunduğu nakdi destek, laboratuvar altyapısı, sarf malzemeleri veya insan kaynakları (asistanlar, teknisyenler) kullanılmışsa bu buluş tartışmasız bir şekilde "Hizmet Buluşu" olarak nitelendirilir. Hizmet buluşlarında idare (üniversite) süresi içerisinde yapacağı bir yazılı bildirimle buluş üzerinde hak sahipliği talep etme yetkisine sahiptir. Üniversite hak sahipliğini talep ettiğinde patent başvurusunu yapmakla yükümlüdür; aksi halde buluş "serbest buluş" sayılarak akademisyen kendi adına başvuru yapabilir. Üniversite hak sahipliğini talep ettiğinde Türk Patent ve Marka Kurumu (veya uluslararası patent ofisleri) nezdinde yapılacak tescil başvurularında üniversite "Başvuru Sahibi / Patent Sahibi" statüsünü kazanırken akademisyen yalnızca "Buluşçu" sıfatıyla (manevi hak sahibi olarak) kayıtlara geçer. Öte yandan üniversitenin başvurudan veya patentten vazgeçmesi halinde önce buluş sahibine devir teklifinde bulunması gerekir; akademisyen kabul ederse haklar kendisine geçer. Üniversite hakları devretse dahi kullanımdan belli bir bedel alma hakkını saklı tutabilir.

Serbest buluş: üniversite kaynağı kullanılmadan geliştirilen buluşlar

Öte yandan şayet akademisyen tamamen kendi uzmanlık alanının dışında; üniversitenin bilgi birikiminden ve altyapı imkanlarından hiçbir surette faydalanmaksızın (örneğin bir tıp profesörünün evindeki garajında bir tarım aleti geliştirmesi) bir buluş ortaya koymuşsa bu buluş "Serbest Buluş" kategorisinde değerlendirilir. Serbest buluşlarda inisiyatif ve tasarruf yetkisi tamamen buluşçudadır ve üniversitenin bu buluş üzerinde herhangi bir hak iddia etmesi veya gelir talep etmesi hukuken mümkün değildir.

Yetkisiz patent başvurusu ve kanuna karşı hile sonuçları

6769 sayılı Kanun'un en kritik yaptırımlarından biri yetkisiz başvurularla ilgilidir. Şayet bir araştırmacı üniversitenin olanaklarını kullanarak bir hizmet buluşu ortaya koymasına rağmen kuruma bildirim yapmadan kendi şahsı veya kurduğu spin-off şirketi adına patent başvurusu yaparsa bu durum kanuna karşı hile niteliği taşır. Böyle bir tespitte akademisyen izinsiz başvurusunu derhal üniversiteye bildirmekle yükümlü olduğu gibi bu gizleme fiili sebebiyle üniversitenin uğradığı her türlü hak kaybı, gelir mahrumiyeti ve masraftan şahsen sorumlu tutulmaktadır.

Ticarileşme gelirinde asgari paylaşım: patent, tasarım ve serbest buluş

Kurumun sahiplendiği bir hizmet buluşunun teknokent ekosisteminde ticarileştirilmesi (lisanslanması veya devredilmesi) halinde elde edilecek gelirin paylaşım kuralları mevzuatla koruma altına alınmıştır. İTÜ Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Yönergesi gibi uygulama metinleri üzerinden bu paylaşımın matematiği net bir biçimde okunabilmektedir. 6769 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde asgari gelir paylaşımı özetle şöyledir:

Patentler ve faydalı modeller (hizmet buluşu)

İlgili tescil ve ticarileşme masrafları gelirden düşüldükten sonra, net gelirin en az üçte biri (%33,3) doğrudan buluşçu araştırmacıya ödenir. Arta kalan gelir, Üniversite Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığına aktarılır ve münhasıran Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) için kullanılır.

Endüstriyel tasarımlar

Sınai Mülkiyet Hakları Değerlendirme Kurulu (SMHDK) tarafından belirlenmek koşuluyla net gelirin en az yarısı (%50) tasarımcıya verilir. Kalan meblağ yine kurumun bilimsel araştırma ekosistemine (BAP) aktarılır.

Serbest buluşlar

Ticarileşme inisiyatifi akademisyende olduğundan gelirin tamamı (%100) kendisine aittir; üniversite kurumsal pay talep edemez.

TÜRKPATENT verileri: üniversite patent performansı

Türkiye'de bu rejimin pratik karşılığı TÜRKPATENT verilerinde görülebilir: 2024 yılında yükseköğretim kurumlarından yapılan patent ve faydalı model başvuruları 1.640'a ulaşmış ve bir önceki yıla göre %14,9 artış göstermiştir; başvuru yapan üniversite sayısı ise 2010'da 5 iken 2024 itibarıyla 148'e çıkmıştır (TÜRKPATENT, Üniversitelerin Patent ve Faydalı Model Performansı Raporu). Bu eğilim, 6769 sayılı Kanun sonrası kurumsal hak sahipliği ve TTO odaklı ticarileştirme modelinin yaygınlaştığının göstergesidir.

BAP fonlaması, lisans geliri ve sürdürülebilir inovasyon döngüsü

Bu paylaşım kurgusu yeniliği teşvik eden devrim niteliğinde bir modeldir. Üniversite TTO'su aracılığıyla patentin ulusal ve uluslararası (PCT) başvuru süreçlerini üstlenerek akademisyeni on binlerce dolarlık başvuru masrafından ve ağır hukuki süreçlerden kurtarmakta; buluşu SMHDK gibi kurulların süzgecinden geçirerek profesyonelce koruma altına almaktadır. Karşılığında ise ticarileşme gelirinin üçte ikisi gibi bir oranını döner sermaye statüsünde eritmek yerine doğrudan bilimsel araştırmaları fonlamak üzere BAP havuzuna aktararak "araştırmanın araştırmayı finanse ettiği" kapalı devre bir sürdürülebilir inovasyon döngüsü yaratmaktadır. Eğer gelir bir patentin toptan satışından (devrinden) elde edilmişse paylaşım SMHDK kararı ile netleştirilirken; eğer lisanslama yoluyla sürekli bir telif (royalty) geliri elde ediliyorsa paylaşım şartları özel olarak düzenlenen bir "Lisans Sözleşmesi" ile imza altına alınır.

Yeniliklerinizi Koruyun: Eğitimde Fikri Mülkiyet

Eğitim materyallerine ilişkin telif hakkı, lisanslama ve fikri mülkiyet ihlali konularına daha derinlemesine bakın; bunlar akademik spin-off'lar için çok önemlidir.

Spin-off Şirketlerin Durumu: İstisnai Çalışma Hakları, Bürokrasi ve Mali Avantajlar

5746 ve 4691: kamu personeli maaşları, teknokent stopajı ve şeffaflık

Akademisyenin fikri mülkiyet sorunlarını çözerek üniversite onayını almasının ardından başlayan şirketleşme (spin-off) fazı 4691 ve 5746 sayılı kanunların sunduğu mali avantajlar ekosistemine girişi ifade eder. Burada önemli bir ayrım not edilmelidir: 5746 sayılı Kanun kapsamında "kamu personeli" (devlet üniversitesi kadrosundaki öğretim elemanı) statüsündeki akademisyenlerin Ar-Ge projelerinde çalışsa bile maaşları bu Kanun'daki gelir vergisi stopajı ve SGK teşvikleri kapsamına girmez. Buna karşılık 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu teknokent bünyesindeki şirketler için böyle bir kısıt öngörmediği için, akademisyen teknoparka bağlı bir şirkette ücretli çalışıyorsa (ÜYK izniyle) stopaj istisnasından yararlanabilir. Bu yapısal fark, akademik girişimcinin teşviklerden azami faydalanması açısından şirketini 4691 kapsamındaki teknokent çatısı altında konumlandırmasının pratik önemini ortaya koyar. Üniversite Yönetim Kurulu'nun verdiği iznin sadece idari bir prosedür olmadığı; bu kararın akademisyeni devlet memuru güvencesinden koparmadan tacir haklarıyla donattığı bir kez daha vurgulanmalıdır. Ancak iş dünyasına atılan akademisyenin TÜBİTAK, KOSGEB gibi ulusal fon sağlayıcılara veya Horizon Europe gibi uluslararası programlara hibe başvurusu yaparken son derece şeffaf olması beklenir. Kurumlar destekleyecekleri projenin fikri haklarının kime ait olduğunu sözleşmelerle görmek isterler. Başvurularda projenin dayandığı buluşun üniversite ile olan ilişkisi (örneğin TTO'dan lisanslanıp lisanslanmadığı) açıkça tanımlanmalı ve belgelenmelidir.

7440 sayılı Kanun, 10766 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve güncel süreler

Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde kurulan spin-off şirketlerin hayatta kalabilmesi ve kısıtlı kaynaklarını tamamen Ar-Ge faaliyetlerine yönlendirebilmesi için devlet vergi hukukunun klasik tahsilatçı yapısından vazgeçerek eşsiz teşvik ve istisna mekanizmaları kurgulamıştır. Spin-off şirketlere sağlanan bu muafiyetlerin süresi Cumhurbaşkanı Kararları ile bölgesel ve sektörel stratejilere göre periyodik olarak güncellenmektedir. Yakın dönemdeki en önemli mevzuat değişiklikleri 12.03.2023 tarihli 7440 sayılı Kanun ve 25.12.2025 tarihinde yayımlanan 10766 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile gerçekleşmiştir.

TGB'de spin-off ve akademisyen girişimciye yönelik temel teşvikler

Güncel mevzuat ve yayımlanan Seri No: 331 Gelir Vergisi Genel Tebliği uyarınca, TGB bünyesindeki spin-off firmalarına ve akademisyen girişimcilere sağlanan temel vergi avantajları ve sosyal güvenlik teşvikleri özetle şöyledir:

Gelir vergisi stopajı teşviki (personel ücretleri)

TGB'lerde fiilen görev yapan Ar-Ge, yazılım, tasarım ve (yönetmelikte belirlenen orandaki) destek personeli için geçerlidir. Bakanlıkça mahiyeti belirlenen bilişim personeli için %100, diğer personeller için %75 stopaj teşviki uygulanmaktadır. Bu süre, 10766 sayılı Karar ile 31.12.2026 tarihine kadar uzatılmıştır.

Uzaktan çalışma uygulaması (esnek mesai teşviki)

Pandemi tecrübesiyle kalıcı hale gelen, bölge dışında (evden veya uzaktan) yürütülen Ar-Ge projeleri için ayrılan süreleri kapsar. Fiziksel olarak TGB sınırları dışında geçen çalışma sürelerine sağlanan stopaj teşviki uzantısı da 31.12.2026 tarihine kadar uzatılmıştır.

Damga vergisi ve harç istisnası

Kapsam dahilindeki Ar-Ge ve tasarım projelerine ilişkin olarak düzenlenen tüm proje sözleşmeleri ile TGB içi personel sözleşmeleri için geçerlidir. İlgili belgeler üzerinden alınması gereken her türlü damga vergisi ve harçtan %100 istisna sağlanır; uygulama 2026 yılı itibarıyla da geçerlidir.

Katma değer vergisi (KDV) istisnası

TGB içinde üretilen sistem, veri yönetimi, iş uygulamaları vb. yazılım ürünleri için yapılan teslim ve hizmetleri kapsar. Proje çıktısının yazılım/Ar-Ge niteliği taşıdığı teknik olarak belgelendiğinde teslimler KDV'den tamamen (%100) müstesnadır.

Gümrük vergisi muafiyeti

İlgili Ar-Ge, yenilik ve tasarım projelerinde araştırmalarda kullanılmak zorunluluğu ile ithal edilen laboratuvar cihazı, eşya ve hammaddeyi kapsar. Bu kapsamda ithal edilen ürünler gümrük vergisinden ve ilgili her türlü fona tabi tutulmaktan muaftır.

SGK işveren payı desteği

TGB'lerde Ar-Ge, yazılım ve tasarım projelerinde fiilen çalışan personel için ödenen SGK işveren paylarını kapsar. İşverenin ödemekle yükümlü olduğu SGK priminin %50'si Hazine tarafından karşılanmak suretiyle personel maliyetleri düşürülür (4691/5746 teşvikleri kapsamında).

Bu teşviklerin kümülatif etkisi spin-off şirketlerinin personel maliyetlerini dramatik bir şekilde düşürerek istihdam kapasitelerini artırmalarına olanak tanır. KDV ve Damga Vergisi istisnaları yazılım ürünlerinin fiyat rekabetini güçlendirirken; gümrük muafiyeti yüksek teknolojili test cihazlarının yurtdışından tedarikini kolaylaştırmaktadır. KDV istisnasından faydalanmanın ön koşulunun geliştirilen yazılımın veya ürünün Maliye Bakanlığı kriterlerine göre bir "Ar-Ge faaliyeti çıktısı" olarak kabul edilmesi olduğu unutulmamalıdır. Rutin güncellemeler, web sitesi tasarımları veya sıradan ticari entegrasyonlar bu kapsamın dışında tutularak sıkı vergi incelemelerine tabi olmaktadır.

Çıkar Çatışması Riskleri: Üniversite Kaynaklarının Usulsüz Kullanımı ve Cezai Sorumluluk (TCK m. 257)

Çıkar çatışması: kamu görevlisi ve tacir kimliklerinin birleşmesi

Akademik girişimciliğin doğası ciddi bir "Çıkar Çatışması" (Conflict of Interest) paradoksunu kalbinde barındırır. Bir yanda kamu üniversitesinde devlet adına laboratuvar yöneten, ders veren ve bilimsel tarafsızlığını korumak zorunda olan "kamu görevlisi akademisyen"; diğer yanda teknokentte kendi kar maksimizasyonunu hedefleyen, yatırımcılarla pazarlık yapan "tacir akademisyen" aynı kişide birleşmektedir. Bu iki kimliğin sınırlarının birbirine karışması idari disiplin hukuku ihlallerinden başlayıp ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaya kadar uzanan riskler doğurur.

Kaynak istismarı: TCK, disiplin ve çifte faturalandırma riski

Risklerin en büyüğü kamuya (üniversiteye) ait fiziksel, beşeri ve mali kaynakların şahsi şirket projeleri için bedelsiz veya rayicinden çok düşük bedellerle kullanılmasıdır. Yüksek lisans veya doktora öğrencilerinin tez çalışmaları yerine akademisyenin şirketinin ticari projelerinde bedelsiz olarak çalıştırılması (akademik mobbing ve haksız menfaat), üniversitenin sarf malzemelerinin (kimyasallar, reaktifler) spin-off şirket projelerinde tüketilmesi veya üniversite laboratuvarındaki milyonlarca dolarlık test cihazlarının şirketin ürün analizleri için faturalandırılmaksızın kullanılması eylemleri Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında net karşılıklar bulur. Bu tür usulsüzlükler TCK'da zimmet (m. 247) veya görevi kötüye kullanma (m. 257-258) suçları kapsamına girebilir; ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun disiplin suçları hükümleri devreye girebilir. Üniversite mal varlığını usulsüzce ticari faaliyete tahsis eden bir akademisyen hem disiplin, hem de cezai sorumlulukla karşılaşabilir. Şirketle ilgili işlemlerde "çifte faturalandırma" riski mutlaka önlenmeli; üniversite kaynaklarının kullanımına ilişkin tüm ödemeler belgelendirilmeli ve tek bir hukuki akış (döner sermaye veya hizmet alım sözleşmesi) üzerinden yürütülmelidir.

TCK m. 257: görevi kötüye kullanma ve görevin gereklerine aykırılık

TCK'nın 257. maddesi kamu görevlisinin yetkilerini nasıl sınırlandırdığını açıkça ortaya koyar. İlgili madde çerçevesinde "Görevi Kötüye Kullanma Suçu" iki farklı şekilde işlenebilir: Birincisi kamu görevlisinin doğrudan görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi (TCK m. 257/1); ikincisi ise görevinin gereklerini yapmakta kasten ihmal veya gecikme göstermesidir (TCK m. 257/2). Akademisyenin üniversite imkanlarını şirketine kullandırması ve bunun karşılığında ilgili kuruma ödenmesi gereken Döner Sermaye bedellerini faturalandırmaması açık bir "görevin gereklerine aykırı hareket" eylemidir.

Suçun oluşması için objektif şartlar

Ancak ceza hukukunun dar yorum ve güvence ilkeleri gereği salt göreve aykırı hareket etmek suçun oluşması için yeterli kabul edilmemiştir. Kanun koyucu eylemin cezalandırılabilmesi için üç alternatiften birinin yani "objektif cezalandırılabilme şartlarının" gerçekleşmiş olmasını aramaktadır:

  1. Kişilerin mağduriyetine yol açılması: (Örneğin asistanın emeğinin sömürülmesi sonucu akademik kariyerinin sekteye uğraması).

  2. Kamunun zarara uğraması: (Bedelsiz test yapılması sebebiyle üniversitenin mahrum kaldığı fatura geliri, elektrik/su ve cihaz yıpranma maliyetlerinin Hazineye yük olması).

  3. Kişilere haksız bir menfaat sağlanması: (Akademisyenin veya şirketinin, dışarıdan on binlerce lira ödeyerek alabileceği bir test hizmetini bedavaya getirerek haksız zenginleşmesi).

Önlem: hizmet alımı, altyapı kullanım sözleşmeleri ve kayıt

Sayıştay denetçilerinin en çok odaklandığı ve savcılıklara suç duyurusunda bulunduğu alan bu faturalandırma ikilemleridir. Bu risklerin bertaraf edilebilmesi için akademisyenin sahibi olduğu şirket ile üniversite yönetimi veya TTO arasında çok net, piyasa koşullarına uygun bedeller içeren "Hizmet Alım / Altyapı Kullanım Sözleşmeleri" akdedilmesi şarttır. Tüm kullanımlar log (kayıt) defterlerine işlenmeli; harcanan her bir sarf malzemesi şirkete güncel rayiç bedel üzerinden döner sermaye kanalıyla fatura edilmelidir.

Sözleşme Yönetimi: Sanayi İşbirlikleri, Lisanslama Şartları ve Hukuki Güvenceler

Üniversite, TTO ve spin-off üçgeninde sözleşme yönetimi

Bir teknolojinin başarıyla piyasaya sürülebilmesi üretim gücüne sahip sanayi devleri ile kurulan işbirliklerine bağlıdır. Bu süreç teknolojiyi elinde bulunduran üniversite/TTO/spin-off üçgeni ile sanayi firması arasında yürütülen karmaşık bir sözleşme yönetimini gerektirir.

Gizlilik sözleşmeleri (NDA) ve ticari sır

Tarafların bir araya gelip teknik detayları konuşmaya başladıkları ilk aşamada fikrin çalınması veya üçüncü şahıslara sızdırılması riskini önlemek üzere Gizlilik ve Bilgi Paylaşımı Sözleşmeleri (Non-Disclosure Agreement – NDA) devreye girer. NDA metinleri ifşa edilecek olan patenti alınmamış *"know-how"*ın ticari bir sır olarak kalmasını; aksi takdirde ifşa eden tarafın ağır cezai şartlar (liquidated damages) ödemesini hüküm altına alan koruyucu akitlerdir.

Background IP, Foreground IP, devir ve lisanslama

Ar-Ge projesi başlatıldığında masaya yatırılan en büyük mesele Fikri Mülkiyetin taraflar arası paylaşımıdır. Mevcut bilgi birikimi "Background IP" olarak adlandırılırken işbirliği sonucunda ortaya çıkacak yeni bilgi ve patentler "Foreground IP" olarak tanımlanır. Projeyi finanse eden sanayi kuruluşu genellikle hakların tamamını devralmak (Assignment) isterken üniversite veya TTO teknolojiyi ileride geliştirip başka sektörlere lisanslayabilmek için hakları mülkiyetinde tutarak kullanım hakkını "Lisanslama" (Licensing) yoluyla sanayiciye bırakmayı tercih eder. Lisanslama tarafların pazarlık gücüne göre "Münhasır" (Exclusive - teknolojiyi sadece o sanayi firması kullanabilir) veya "Münhasır Olmayan" (Non-exclusive - teknoloji birden çok firmaya satılabilir) olarak kurgulanır.

Garanti feragati, sorumluluk sınırı ve üçüncü kişi tecavüzü

Bu sözleşmelerdeki en hassas hukuki bariyerlerden biri de üretilen teknolojideki hatalardan doğan tazminat sorumlulukları ve ayıba karşı tekeffül hükümleridir. Üniversitelerin geliştirdiği teknolojiler çoğunlukla "laboratuvar ölçeğinde çalışan" prototiplerdir ve seri üretim bandına alındıklarında öngörülemeyen teknik hatalar verebilirler. Üniversite veya TTO sanayiciye teknolojiyi devrederken ürünün %100 kusursuz çalışacağına veya piyasada kesin bir ticari başarı yakalayacağına dair taahhüt vermekten kaçınmalıdır. Bu nedenle uluslararası teknoloji transfer sözleşmelerinde standart hale gelen "Zımni Garantilerin Reddi" (Disclaimer of Implied Warranties) ve "Sorumluluğun Sınırlandırılması" (Limitation of Liability) klozları sözleşmelere mutlaka derç edilir. Ayrıca devredilen patentin ileride başka bir firmanın patentini ihlal ettiği iddiasıyla açılacak tecavüz davalarından dolayı üniversitenin sorumluluktan kurtarılması (Indemnification from 3rd Party Infringement) güvence altına alınır.

Emsal İçtihatlar: Yargısal Koruma ve İdari Denetim

İdari uyuşmazlıklar ve Danıştay içtihadının yöneltici etkisi

Sistem teorik olarak kurgulanmış olsa da pratiğe dökülmesi sürecinde ortaya çıkan idari uyuşmazlıklar yüksek mahkemelerin kararlarıyla şekillenmektedir. Danıştay kararları akademisyenlerin şirket kurma izinlerinin üniversite yönetimleri tarafından keyfi olarak iptal edilmesi durumunda akademik personelin haklarını koruyan emsal içtihatlar geliştirmiştir.

Ölçülülük, belirlilik ve Ek 38 kapsamında izin iptalinin şartları

İdare hukukunun temel ilkelerinden olan ölçülülük, belirlilik ve haklı beklenti prensipleri gereğince idare tesis ettiği işlemleri hukuken geçerli ve somut bir "sebep" unsuruna dayandırmak zorundadır. Danıştay'ın yaklaşımına göre Ek 38. madde uyarınca bir akademisyene şirket kurma izni veya çalışma uygunluk belgesi verilmişse bu iznin geri alınması (iptali) ancak akademisyenin yürüttüğü özel faaliyetinden dolayı "görevi kötüye kullandığının yargı kararı ile tespit edilmesi" şartına bağlıdır. Salt bir şüphe, dedikodu veya üniversite rektörünün takdir yetkisini olumsuz yönde kullanması ruhsatın veya iznin iptali için geçerli bir hukuki dayanak oluşturmaz.

Danıştay 8. Daire: iptalde somut tespit ve hukuka aykırı işlemin bozulması

Nitekim Danıştay 8. Dairesi'nin ruhsat ve kurum açma izinlerinin iptaline yönelik emsal niteliğindeki kararlarında vurgulandığı üzere idarenin iptal işlemlerinde somut ve objektif tespitlere yer vermesi; soyut iddialar yerine kanıtlanmış ihlalleri gerekçe göstermesi idari işlemin sağlığı açısından elzemdir. Hukuka aykırı şekilde tesis edilen iptal işlemleri yargı kararıyla bozulmaktadır.

Yargı veya disiplin sürecinde ücret ve ek ödemelerin sürekliliği

Ayrıca mevzuat akademisyenin kurduğu şirket yüzünden yargılandığı veya disiplin soruşturması geçirdiği süreçlerde mali olarak ezilmesini engellemek için önemli bir güvence getirmiştir: Görevi kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanan akademisyenin uygunluk belgesi veya izni yargı kararı çıkana kadar askıya alınsa dahi bu süre zarfında asli maaş hakları ve üniversite ek ödemeleri tam olarak ödenmeye devam olunur.

Sayıştay denetimi: kamu zararı, amaç dışı kullanım ve teşvik istismarı

İdari yargının koruyucu kalkanının yanında Sayıştay denetim raporları da sistemin mali disiplin boyutunu çizer. Sayıştay'ın kamu zararı tespitleri genellikle vergi muafiyetlerinin haksız kullanımı ve döner sermaye kayıpları üzerinde yoğunlaşır. Örneğin İstanbul Teknik Üniversitesi'ne ilişkin bir Sayıştay raporunda, üniversitenin Teknopark iştiraki olarak kurduğu yan şirketin YÖK'ün izin verdiği amaçların dışına çıkarak üniversiteye ait taşınmazları kiralayıp gelir elde ettiği tespit edilmiş; bu durumun üniversite varlıklarının amaç dışı kullanımı ve dolayısıyla kamu zararına yol açabileceği uyarısı yapılmıştır. Bu tür bulgular, TTO ve teknopark iştiraklerinin faaliyetlerinin kuruluş amaçları ve 2547/4691 mevzuatıyla sıkı uyum içinde tutulması gerektiğini somut olarak ortaya koymaktadır. Sayıştay raporlarına göre Teknokent'te yer alan bir akademisyen şirketinin geliştirdiği iddia edilen ürün eğer Ar-Ge içermeyen basit bir perakende malı veya fason üretimse bu şirket 4691 sayılı Kanun'un sağladığı KDV, gelir vergisi stopajı ve damga vergisi istisnalarından yararlanamaz. İdarecilerin ve mali birimlerin bu istisnaların uygulanmasında projelerin niteliğini periyodik olarak teknik uzman komisyonlarına (SMHDK gibi) inceletmemesi denetçiler tarafından görevi ihmal ve kamu zararına sebebiyet verme olarak yorumlanarak doğrudan TTO ve üniversite yöneticilerine ağır mali faturalar (rücuen tazminat) olarak yansıtılmaktadır.

Sonuç

Mevzuat sinerjisi ve sürdürülebilir akademik girişimcilik

Modern akademinin girişimcilik eksenli dönüşümü yasaklayıcı 657 normlarından teşvik edici 2547, 4691, 5746 ve koruyucu 6769 sayılı kanunların sinerjisiyle örülmüş yeni bir hukuki paradigmaya geçiş yapmıştır. Devlet akademisyene üniversite altyapısında filizlenen bilimsel fikrini pazarla buluşturması, teknokentte şirketleşmesi ve böylelikle ülke ekonomisine katma değer sağlaması için devasa vergi istisnaları, esnek çalışma hakları ve ticarileşme gelirinden %33'ü (1/3) ile %100'ü arasında değişen cazip pay oranları sunmaktadır.

Bununla birlikte TTO'ların A.Ş. statüsünde örgütlenerek sözleşme esnekliklerini artırmaları ekosistemin hızlanması açısından elzemdir. Fikri mülkiyetin ticarileşme serüveni bir tarafta sanayi firmalarıyla yapılacak NDA ve garanti feragati klozlarıyla örülü kusursuz sözleşme yönetimini gerektirirken; diğer tarafta üniversite imkanlarının haksız kullanımından doğabilecek TCK m. 257 (görevi kötüye kullanma) ve Sayıştay'ın "kamu zararı" kılıcından korunabilmek için şeffaf, faturalandırılmış ve liyakate dayalı bir iç denetim sistemini zorunlu kılmaktadır. Akademik girişimciliğin kalıcı başarıya ulaşması hukuki sınırların ihlal edilmeden araştırma geliştirme ruhunun ticari dinamizm ile dengeli bir biçimde harmanlanmasına bağlıdır.

Genesis Hukuk ve ilgili hukuk alanları

Genesis Hukuk olarak akademik girişimcilik, teknokent mevzuatı, üniversite-sanayi işbirliği ve eğitim hukuku alanında yayınlar ve rehber çalışmalar yürütüyoruz. Bu konulardaki güncel içeriklerimize ve yayınlarımıza websitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz.

Post Tags :
Share this post :