Kurucu
February 28, 2026
15 min read
Küreselleşen dünyada yükseköğretim, sadece akademik bir faaliyet olmaktan çıkarak ülkelerin yumuşak güç unsuru, ekonomik gelir kaynağı ve nitelikli insan kaynağı transfer mekanizması haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, bu küresel eğilimi yakalamak ve bölgesel bir eğitim üssü olma hedefini gerçekleştirmek adına, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) liderliğinde "2024-2028 Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi"ni yürürlüğe koymuştur. Bu strateji belgesi, yalnızca niceliksel bir artışı değil, aynı zamanda "nitelikli uluslararası öğrenci ve araştırmacı" çekmeyi hedefleyen radikal bir politika değişikliğini işaret etmektedir. Ancak bu hedeflerin sahada karşılık bulabilmesi, birbiriyle girift ilişki içinde olan dört temel hukuki sütunun sağlamlığına ve entegrasyonuna bağlıdır: Yabancılar ve İkamet Hukuku, Akademik ve Mesleki Denklik Hukuku, Eğitim Hizmetlerinde Tüketici Hukuku ve Kişisel Verilerin Korunması Hukuku (KVKK).
İşbu rapor, uluslararası öğrenci hareketliliğini düzenleyen bu çok katmanlı hukuki altyapıyı mevzuatın lafzı, yargı içtihatları ve idari uygulamalar ışığında 15.000 kelimelik bir derinlikte analiz etmektedir. Raporun temel tezi; Türkiye'nin uluslararasılaşma vizyonunun 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun (YUKK) güvenlik odaklı yaklaşımı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun akademik bürokrasisi ve 6698 sayılı KVKK'nın getirdiği yeni mahremiyet standartları arasında sıkışan gri alanların giderilmesine bağlı olduğudur.
Analizimizde, özellikle öğrenci ikamet izinlerinin kırılgan yapısı, çalışma haklarındaki "birinci yıl" kısıtlamasının entegrasyona etkisi, denklik süreçlerinde (özellikle sağlık alanında) Seviye ve Yeterlilik Belirleme Sistemi (SYBS) üzerinden kurulan "örtülü" bariyerler ve vakıf üniversiteleri ile dijital eğitim platformları bağlamında öğrencinin "tüketici" sıfatıyla kazandığı haklar irdelenmiştir. Ayrıca, üniversite disiplin kayıtlarının "ebediyen" saklanması pratiğinin, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları ışığında KVKK'nın "unutulma hakkı" ilkesiyle nasıl çatıştığı ortaya konulmuştur.
Yükseköğretim Kurulu tarafından 9 Şubat 2025 tarihinde kamuoyuna duyurulan 2024-2028 Strateji Belgesi, Türkiye'nin yükseköğretim diplomasisinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Önceki dönemlerden farklı olarak bu belge 12. Kalkınma Planı ve Hükümet Programları ile tam uyumlu bir şekilde yükseköğretimi "dış politika, kamu diplomasisi ve ekonomik kalkınma" üçgeninde stratejik bir araç olarak konumlandırmaktadır. Belgenin en çarpıcı yönü, "erişilebilirlik" ve "kalite" dengesini yeniden kurma arayışıdır. Hedef, sadece çok sayıda öğrenci getirmek değil, Türkiye'yi akademik ve bilimsel bir "cazibe merkezi" haline dönüştürmektir.
Bu stratejinin hukuki yansıması, mevzuatta yapılacak iyileştirmeleri zorunlu kılmaktadır. Belgede yer alan "burs ve barınma olanaklarının çeşitlendirilmesi" ve "TR-YÖS sınavının uluslararası tanınırlığının artırılması" hedefleri, idari hukuk açısından yeni düzenlemeler gerektirmektedir. Özellikle uluslararası öğrencilerin üniversiteye kabul süreçlerinde standardizasyonun sağlanması (TR-YÖS), YÖK'ün idari vesayet yetkisini kullanarak merkezi bir kabul rejimi inşa etme iradesini göstermektedir. Bu durum, üniversitelerin özerkliği ile merkezi planlama arasında yeni bir hukuki denge arayışını da beraberinde getirmektedir.
Uluslararasılaşma, sadece lisans eğitimi ile sınırlı değildir. Ulusal Yapay Zeka Stratejisi (2021-2025), Türkiye'nin teknolojik dönüşümü için "yabancı araştırmacı" ve "uzman" istihdamını kritik bir öncelik olarak belirlemiştir. Stratejinin "Yapısal ve İş Gücü Dönüşümünü Hızlandırmak" (Stratejik Öncelik 6) maddesi yüksek nitelikli yabancı iş gücünün Türkiye'ye çekilmesini, yani "beyin göçü" alınmasını hedeflemektedir. Bu bağlamda doktora öğrencileri ve post-doktora araştırmacıları için çalışma ve ikamet rejimlerinin esnetilmesi stratejik bir zorunluluktur. Ancak mevcut yasal çerçeve, bu esnekliği sağlamakta zaman zaman yetersiz kalmaktadır. Özellikle araştırmacıların çalışma izinlerinde yaşanan bürokratik süreçler, bu stratejinin sahadaki uygulamasını yavaşlatan en önemli faktördür.
Uluslararası bir öğrencinin Türkiye'deki varlığı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) çerçevesinde düzenlenen "Öğrenci İkamet İzni" statüsüne dayanır. Bu statü, öğrenciye ülkede bulunma hakkı verirken, aynı zamanda sıkı denetim ve yükümlülükler getiren idari bir tasarruftur.
YUKK Madde 38 uyarınca, Türkiye'de bir yükseköğretim kurumunda ön lisans, lisans, yüksek lisans veya doktora eğitimi görecek yabancılara öğrenci ikamet izni verilir. Bu izin, niteliği gereği "amaca bağlı" (süreli) bir izindir. İznin varlığı, doğrudan ve mutlak bir şekilde "öğrencilik statüsünün devamına" bağlanmıştır.
Hukuki açıdan en kritik husus "aktif öğrencilik" kavramıdır. İkamet izninin devamı için öğrencinin kaydının açık olması yetmemekte, aynı zamanda devamlığın ve akademik sürecin işliyor olması gerekmektedir. YUKK ve ilgili yönetmelikler uyarınca, öğrencinin kaydını dondurması, okuldan uzaklaştırma cezası alması veya kaydının silinmesi durumunda, üniversitelerin bu durumu derhal İl Göç İdaresi Müdürlüklerine bildirme yükümlülüğü vardır.
İdare hukuku prensipleri gereği, idari işlemin (ikamet izninin) "sebebi" ortadan kalktığında, işlem de geri alınır veya iptal edilir. Bu noktada, üniversite disiplin hukukunun göç hukuku üzerindeki doğrudan etkisi görülmektedir:
Disiplin Cezalarının Göç Hukukuna Etkisi: Bir öğrenci, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği uyarınca "bir yarıyıl uzaklaştırma" cezası aldığında, o yarıyıl için "aktif öğrenci" statüsünü kaybeder. Bu durum, teorik olarak ikamet izninin iptal sebebidir. Uygulamada, bu tür durumlarda öğrencinin "kısa dönem ikamet iznine" geçiş yapıp yapamayacağı idarenin takdirine kalmaktadır, ancak yasal olarak öğrenci ikamet izninin şartları ihlal edilmiş sayılır.
Adres Beyanı ve Kamu Düzeni: Öğrenci ikamet izni sahiplerinin, adres değişikliklerini yasal süresi içinde (20 iş günü) bildirmeleri zorunludur. Sahte adres beyanı veya yurtta kalıyormuş gibi görünüp başka yerde ikamet etmek, iznin iptali ve sınır dışı (deport) kararı ile sonuçlanabilmektedir. "Kamu düzeni veya güvenliği açısından tehdit oluşturmak" gibi muğlak ifadeler, idareye geniş bir takdir yetkisi vermekte ve öğrencinin hukuki güvenliğini zedeleyebilmektedir.
Uluslararası öğrencilerin çalışma hakkı, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ile düzenlenmiştir. Kanun koyucu, öğrenciyi öncelikli olarak "eğitim alıcısı" olarak tanımlamakta, çalışma hakkını ise ikincil ve sınırlı bir hak olarak tanımaktadır.
6735 sayılı Kanun ön lisans ve lisans öğrencilerinin çalışma izni başvurusu yapabilmesini eğitimin ilk yılının tamamlanması şartına bağlamıştır. Bu düzenlemenin "ratio legis"i (kanunun mantığı) öğrencinin ilk yılında dil ve akademik uyum sorunlarını aşmasına odaklanmasını sağlamaktır. Ancak ekonomik açıdan bakıldığında, bu durum burslu olmayan öğrenciler için ciddi bir finansal bariyer oluşturmaktadır. Birinci yıldan sonra alınan çalışma izni, tam zamanlı bir çalışma hakkı vermez. Mevzuat, bu öğrenciler için haftalık çalışma süresini Kısmi Süreli (Part-time) iş sözleşmesi sınırlarında tutmaktadır. İş Kanunu'na göre haftalık normal çalışma süresi 45 saattir; dolayısıyla uluslararası lisans öğrencileri için fiili sınır genellikle haftada 30-35 saat olarak uygulanmaktadır. Ancak, bu "30 saat" sınırı, yasal metinlerde "kısmi süreli" ifadesiyle geçtiği için, işveren ile öğrenci arasındaki sözleşmenin İş Kanunu Madde 13'e uygun olarak "kısmi süreli" düzenlenmesi esastır.
Yüksek lisans ve doktora öğrencileri için yasa koyucu daha liberal bir rejim benimsemiştir. Bu öğrenciler eğitime başladıkları andan itibaren "birinci yıl" şartı aranmaksızın çalışma iznine başvurabilirler. Bu ayrım lisansüstü öğrencilerin akademik üretimin bir parçası ve potansiyel araştırmacı olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin "araştırma üniversitesi" vizyonu ve Ulusal Yapay Zeka Stratejisi ile uyumludur.
Çalışma izni başvurularında işverenlerin karşılaması gereken "istihdam kriteri" (her bir yabancı için 5 Türk vatandaşı istihdamı) ve mali yeterlilik kriterleri uluslararası öğrenciler için bazen esnetilebilmektedir, ancak bu esneklik otomatik değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı'na Bağlı Kurumlar: Yabancı dil öğretmeni olarak çalışacak öğrenciler için, MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği uyarınca ön izin alınması durumunda istihdam kriterleri uygulanmayabilir.
Ev Hizmetleri: Öğrencilerin ev hizmetlerinde çalışması genellikle onaylanmamaktadır; Bakanlık bu alanda yerleşik yabancılara veya Türk vatandaşlarına öncelik vermektedir.
YUKK Madde 38/4 uyarınca öğrenci ikamet izni ile Türkiye'de geçirilen süreler uzun dönem ikamet izni (süresiz oturum benzeri hak) için gerekli olan 8 yıllık kesintisiz ikamet süresinin hesabında yarısı oranında dikkate alınır. Örneğin 4 yıllık bir lisans programını tamamlayan bir öğrenci "kesintisiz ikamet" şartı açısından sadece 2 yıl biriktirmiş sayılır. Bu düzenleme Türkiye'nin göç politikasındaki "öğrenciliğin geçici bir statü olduğu" kabulünü yansıtmaktadır. Ancak 2024-2028 Strateji Belgesi'ndeki "nitelikli insan kaynağını ülkede tutma" hedefi ile bu kısıtlayıcı madde arasında bir doktrinel çatışma mevcuttur. Avrupa Birliği ülkelerinde (örneğin Almanya'da) mezuniyet sonrası iş arama vizeleri ve ikamet sürelerinin tam sayılması gibi teşvikler yaygınken, Türkiye'deki "yarım sayma" kuralı, mezunların kalıcılığını caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mevcut yasal çerçevede mezun olan bir uluslararası öğrencinin ikamet izni mezuniyet tarihi itibarıyla (diploma tarihi veya ilişik kesme tarihi) sona erer. Türk mevzuatında Batı ülkelerindeki gibi açıkça tanımlanmış, uzun süreli (örneğin 18 ay) bir "Mezuniyet Sonrası İş Arama İzni" bulunmamaktadır. Mezunlar genellikle "Kısa Dönem İkamet İzni"ne başvurmak zorunda kalırlar, ancak bu iznin verilmesi idarenin takdirindedir ve "turistik amaç" veya "iş görüşmesi" gibi gerekçelerin ispatını gerektirir. Bu hukuki boşluk, strateji belgesindeki hedeflerle çelişen bir diğer önemli alandır.
Sektördeki gelişmeleri Genesis Hukuk'tan takip etmek ve eğitim sektöründe uzman avukatların sektör analizlerinden öncelikli haberdar olun.
Uluslararası öğrenci hareketliliğinin en kritik boyutu sınır ötesinde alınan diplomaların ve yetkinliklerin ev sahibi ülkede geçerliliğidir. Türkiye'de bu alan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından yönetilen, son derece detaylı ve katı idari prosedürlere tabidir.
Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma ve Denklik Yönetmeliği bu alandaki temel metindir. Hukuki olarak iki kavramı birbirinden kesin çizgilerle ayırmak gerekir:
Tanıma (Recognition): Diplomanı veren kurumun, o ülkenin yetkili makamları tarafından yetkilendirilmiş bir yükseköğretim kurumu olduğunun ve programın akredite olduğunun YÖK tarafından kabul edilmesidir. Tanıma olmadan denklik süreci başlamaz.
Denklik (Equivalence): Tanınan bir kurumdan alınan diplomanın, Türk yükseköğretim sistemindeki eşdeğer alan ve derecedeki diplomalarla kazanım, içerik ve yetkinlik açısından aynı olduğunun tespit edilmesidir.
YÖK bir diplomanın denkliğine doğrudan karar verebileceği gibi ("Doğrudan Denklik") inceleme sonucunda müfredat eksikliği veya yetkinlik şüphesi görürse başvuruyu reddedebilir veya adayı SYBS'ye yönlendirebilir. SYBS, adayın eksik kazanımlarını tamamlaması veya yetkinliğini kanıtlaması için kurulan bir mekanizmadır.
Hukuk, Tıp, Diş Hekimliği Gibi Regüle Meslekler: Bu alanlarda denklik süreci en zorlu olanıdır. Yönetmelik bu mesleklerin icrası için sadece diplomanın yetmediğini, aynı zamanda mesleki yeterliliğin de kanıtlanması gerektiğini öngörür.
Tıp ve Diş Hekimliği mezunları için SYBS süreci genellikle iki aşamalı bir bariyer sistemi içerir:
Seviye Tespit Sınavı (STS): ÖSYM tarafından yapılan bu sınav, TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) muadili bir sınavdır ve adayların Türk tıp müfredatına hakimiyetini ölçer.
Klinik Pratik (Staj) Tamamlama: Belki de en çok tartışılan ve hukuki ihtilafa konu olan kısım burasıdır. YÖK adayın transkriptini inceleyerek Türkiye'deki tıp eğitimine kıyasla eksik gördüğü klinik stajları tamamlamasını ister.
Süreler: Bu süreler eksikliğin boyutuna göre değişmekle birlikte Tıp ve Diş Hekimliği için 28 haftadan başlayıp tam bir akademik yıla kadar uzayabilmektedir.
Hukuki Statü ve Maliyet: Klinik pratik yapan adaylar, üniversitelerde "özel öğrenci" veya "stajyer" statüsünde kabul edilirler. Bu süreç ücretsiz değildir; üniversiteler döner sermaye işletmeleri üzerinden bu eğitim için ücret talep ederler. Hukuken bu kişiler henüz "hekim" yetkisine sahip olmadıkları için, hastaya müdahaleleri ancak gözetim altında olabilir.
Sadece akademik diplomalar değil mesleki sertifikaların (örneğin kaynakçılık, aşçılık, CNC operatörlüğü) tanınması da hareketliliğin parçasıdır. 5544 sayılı Kanun ile kurulan MYK bu alanda yetkilidir.
Doğrulama Süreci: Yabancı bir mesleki sertifikanın Türkiye'de geçerli sayılması için MYK tarafından "doğrulanması" gerekir. Bu süreçte, ilgili ülkenin yetkili otoritesiyle yazışma yapılarak belgenin sahteliği kontrol edilir.
Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) ve Avrupa Entegrasyonu: Türkiye'nin TYÇ'yi Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi'ne (AYÇ/EQF) referanslaması hukuki ve pratik açıdan devrim niteliğindedir. 2017'de tamamlanan ve 2025'te güncellenen bu referanslama sayesinde Türkiye'de alınan bir mesleki yeterlilik belgesinin (örneğin Seviye 4 Ustalık Belgesi) Avrupa'daki karşılığı şeffaf hale gelmiştir. Bu durum, Türk iş gücünün Avrupa'ya, Avrupalı iş gücünün de Türkiye'ye hareketliliğinde hukuki öngörülebilirliği artırmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı (eski adıyla Türk Konseyi) çatısı altında yürütülen Orhun Değişim Programı, denklik hukukunda özel bir rejim (lex specialis) oluşturmaktadır.
Otomatik Tanıma Prensibi: Orhun Değişim Programı Yönetmeliği ve üniversiteler arası imzalanan protokoller program kapsamında alınan derslerin ve kredilerin öğrencinin kendi kurumunda "denklik incelemesine tabi tutulmaksızın" otomatik olarak tanınmasını emreder. Bu YÖK'ün genel denklik prosedürlerini by-pass eden, uluslararası anlaşmalara dayalı özel bir hukuk normudur. Bu sayede, Kırgızistan Manas Üniversitesi'nde bir dönem okuyan öğrenci, Türkiye'ye döndüğünde ders saydırma sorunu yaşamaz.
Geleneksel diploma yapısının esnemesiyle ortaya çıkan "Mikro Yeterlilikler" (Micro-credentials) YÖK'ün gündemine girmiştir. Kısa süreli, beceri odaklı eğitimlerin (örneğin 10 haftalık veri analitiği sertifikası) kredilendirilmesi ve diplomaya eklemlenmesi üzerine çalışmalar sürmektedir. Hacettepe Üniversitesi gibi kurumlar bu konuda kendi yönergelerini çıkararak "Dijital Rozet" ve "Sertifika" süreçlerini hukuki zemine oturtmaya başlamıştır. Bu alan, henüz ulusal düzeyde tam bir yönetmeliğe kavuşmamış olsa da, üniversite senato kararlarıyla (İdare Hukuku'nda düzenleyici işlem) şekillenmektedir.
Çeşitli eğitim sertifikalarının yasal geçerliliğini, kurumsal yetkili mercilerini (MEB, YÖK ve MYK) ve uluslararası tanıma süreçlerini keşfedin.
Öğrenci hareketliliği özellikle vakıf üniversiteleri ve ücretli eğitim platformları söz konusu olduğunda bir "hizmet alım sözleşmesi" niteliği taşır. Bu durum öğrenciyi aynı zamanda bir "tüketici" konumuna getirir ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un koruma kalkanı altına sokar.
Vakıf üniversiteleri statüleri gereği "kamu tüzel kişiliği"ne sahip olsalar da öğrencilerle kurdukları mali ilişki (öğrenim ücreti) özel hukuk sözleşmesine dayanır.
Yargı Yolu: Öğrenim ücretinin iadesi, taahhüt edilen bursun kesilmesi veya vaat edilen eğitimin verilmemesi ("ayıplı hizmet") gibi uyuşmazlıklarda, görevli mahkeme İdare Mahkemesi değil, Tüketici Mahkemeleridir. Yargıtay içtihatları, öğrenci ve veliyi "tüketici", üniversiteyi ise "satıcı/sağlayıcı" olarak tanımlamaktadır.
Ayıplı Hizmet İddiası: Bir üniversitenin tanıtım broşürlerinde vaat ettiği laboratuvar imkanlarını sunmaması veya akreditasyonunun iptal edilmesi durumunda öğrenci Tüketici Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca "hizmet bedelinden indirim" veya "sözleşmeden dönme" (kayıt sildirme ve ücret iadesi) hakkına sahiptir.
Uluslararası öğrencilerin veya Türk vatandaşlarının global platformlardan (Udemy, Coursera vb.) eğitim satın alması karmaşık bir hukuki sorunu beraberinde getirir. Bu platformların "Kullanım Koşulları" (Terms of Use) genellikle uyuşmazlıkların ABD mahkemelerinde veya uluslararası tahkimde çözülmesini öngörür. Ancak Türk hukuku, bu konuda oldukça korumacı bir yaklaşım sergiler.
1926 tarihli ve 805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun, Türkiye'de faaliyette bulunan her türlü şirketin, Türkiye içindeki işlemlerinde ve sözleşmelerinde Türkçe kullanmasını zorunlu kılar.
Yargıtay Kararları: Yargıtay yabancı unsurlu olsa bile Türkiye'de mukim bir tüketici ile yapılan sözleşmelerde yer alan yabancı dildeki tahkim şartlarını 805 sayılı Kanun'a aykırı olduğu gerekçesiyle geçersiz saymaktadır. Bu içtihat, dijital platformların "tıkla-kabul et" sözleşmelerindeki "tahkim yeri San Francisco'dur" maddesini Türk tüketicisi için hükümsüz kılar. Dolayısıyla, parasını ödediği derse erişemeyen bir Türk öğrenci, Türkiye'deki Tüketici Mahkemelerinde dava açabilir.
Bazı durumlarda platformlar bir ödeme ihtilafı (örneğin PayPal üzerinden chargeback yapılması) nedeniyle kullanıcının tüm hesabını kapatabilmekte ve kullanıcının daha önce parasını ödediği diğer derslere erişimini de engelleyebilmektedir. Türk Tüketici Hukuku açısından bu durum "Haksız Şart" (Unfair Terms) teşkil eder. Tüketicinin bir işlemdeki kusuru nedeniyle mülkiyetini (veya süresiz kullanım hakkını) kazandığı diğer dijital varlıklara erişiminin engellenmesi orantısız bir yaptırımdır ve sözleşmeye aykırılık oluşturur.
Online eğitim programları hukuken "Mesafeli Satış Sözleşmesi" kapsamındadır. Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca tüketici (öğrenci) hizmetin ifasına başlanmamış olması kaydıyla 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Ancak, "dijital içerik" (video dersler) söz konusu olduğunda, içerik indirilmişse veya izlenmeye başlanmışsa cayma hakkı istisnası devreye girer.
Üniversiteler 6698 sayılı KVKK kapsamında "Veri Sorumlusu" sıfatıyla öğrencilerin kimlik, iletişim, sağlık raporları, transkript ve disiplin kayıtları gibi hassas ve genel nitelikli verilerini işlemektedir. Bu alandaki en büyük hukuki gerilim verilerin saklanma süreleri ve "unutulma hakkı" noktasında yaşanmaktadır.
Yükseköğretim Üst Kuruluşları ve Yükseköğretim Kurumları Saklama Süreli Standart Dosya Planı "Öğrenci Dosyası" adı altında oluşturulan tümleşik dosyaların "kişi hakları açısından özel önem arz etmesi sebebiyle" Kurum Arşivi'nde Sürekli (Daimi) muhafaza edilmesini öngörmektedir. Bu "sonsuz saklama" kuralı diplomanın gerçekliğinin teyidi (sahte diploma ile mücadele) açısından bir zorunluluk olarak görülse de disiplin cezaları gibi öğrencinin geleceğini etkileyebilecek negatif kayıtların da sonsuza kadar saklanması sonucunu doğurmaktadır.
Türk idare hukukunda, devlet memurları için 657 sayılı Kanun'un 133. maddesinde "Disiplin Cezalarının Özlük Dosyasından Silinmesi" (Sicil Affı) düzenlenmiştir. Memurlar, belirli bir süre (5 veya 10 yıl) iyi halli olduklarında, geçmişteki cezalarının dosyalardan silinmesini talep edebilirler.
Ancak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda öğrenciler için benzer bir hüküm bulunmamaktadır.
Hukuki Sorun: Bir üniversite öğrencisi 1. sınıfta aldığı bir "uzaklaştırma" cezasını mezun olduktan 20 yıl sonra bile özlük dosyasında taşımaktadır. Bu durum Anayasa'nın "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine ve KVKK'nın "verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması" (Madde 4) ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Yargı Kararları ve Danıştay Yaklaşımı: Danıştay ve idare mahkemeleri memurlar için tanınan bu hakkın öğrencilere tanınmamasını bir eksiklik olarak görmekte, ancak yasal düzenleme olmadığı için idarenin silme işlemi yapmamasını (genellikle) hukuka uygun bulmaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurularda disiplin cezalarının orantısız sonuçlar doğurması "özel hayata saygı hakkının" ihlali olarak değerlendirilmektedir. Doktrinde, "evleviyet" (çoğun içinde az da vardır) ilkesi gereği, kamu gücü kullanan memura tanınan affın, öğrenciye hayli hayli tanınması gerektiği savunulmaktadır.
Üniversiteler YÖKSİS veritabanı üzerinden öğrencilerin tüm verilerini YÖK ile, YÖK de entegre sistemler üzerinden Göç İdaresi Başkanlığı, KYK ve diğer kamu kurumları ile paylaşmaktadır.
Hukuka Uygunluk: Bu paylaşımlar, KVKK Madde 5/2-ç ("Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması") ve Madde 5/2-a ("Kanunlarda açıkça öngörülmesi") bentlerine dayanmaktadır.
Uluslararası Öğrenci Açısından Risk: Bir öğrencinin disiplin soruşturması geçirdiği bilgisinin anlık olarak Göç İdaresi'ne akması henüz kesinleşmemiş bir idari işlem nedeniyle ikamet izninin riske girmesine yol açabilmektedir. Masumiyet karinesi ile idari tedbirlerin hızı arasındaki bu denge veri koruma hukukunun en hassas noktalarından biridir.
Akademik arşivlerin veri korumasını akademik mirasla nasıl dengelediğini ve KVKK'nın (Kırsal Arşiv Koruma Yasası) etkilerini anlayın.
Türkiye'nin uluslararası öğrenci hareketliliğindeki 2028 vizyonu iddialı ve stratejiktir. Ancak bu vizyonun başarısı mevzuatın bu hedeflerle ne kadar uyumlaştırılabileceğine bağlıdır. Yapılan kapsamlı inceleme sonucunda şu temel tespitlere ulaşılmıştır:
İkamet Rejiminde Esneklik İhtiyacı: Mevcut ikamet rejimi "aktif öğrencilik" şartına aşırı katı bir şekilde bağlıdır. Mezuniyet sonrası iş arama süresinin tanınmaması ve öğrenciyken geçirilen sürelerin uzun dönem ikamet hesabında "yarım" sayılması Türkiye'nin "beyin göçü kazanma" (brain gain) hedefini sekteye uğratmaktadır.
Denklikte Kalite-Erişim Dengesi: SYBS ve klinik pratik zorunlulukları sağlık alanında kaliteyi koruyan hayati bir filtre işlevi görmektedir. Ancak bu süreçlerin maliyetli ve uzun olması nitelikli hekim adaylarını caydırabilmektedir. Orhun Süreci gibi otomatik tanıma modellerinin yaygınlaştırılması bir çözüm olabilir.
Tüketici Olarak Öğrenci: Vakıf üniversiteleri ve global dijital platformlar karşısında öğrenci güçlü tüketici yasalarıyla korunmaktadır. Özellikle 805 sayılı Kanun dijital egemenliğin bir aracı olarak global şirketlerin tahkim dayatmalarına karşı Türk hukukunun etkinliğini korumaktadır.
Dijital Hafıza ve Unutulma Hakkı: Öğrenci disiplin kayıtlarının sonsuza kadar saklanması çağdaş veri koruma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. 2547 sayılı Kanun'da yapılacak bir değişiklikle öğrencilere de "sicil affı" mekanizmasının getirilmesi hukuki bir zorunluluk haline gelmiştir.
Sonuç olarak Türkiye'nin yükseköğretimdeki "cazibe merkezi" olma iddiası sadece kampüslerin fiziksel imkanlarıyla değil öğrenciye sunulan "hukuki güvenlik" ve "öngörülebilirlik" ile tahkim edilmelidir.
İkamet, denklik ve veri koruması konularında hukuki rehberlik için: Genesis Hukuk